
Moral Haber’den A. Raif ÖZTÜRK, geçen yılki Caprice Palace izlenimlerini aktarmıştı. Gerçekten önemli konulara değinmiş. Okuyup, okutulması gereken bir yazı. Değerlendirmelerinize sunuyoruz.
Haklı olarak reklâmları hep abartılı buluruz ve pek çoğuna da inanmayız.
Bendeniz ilk defa gittiğim Caprice Thermal Palace hizmetlerinde, güzelliklerinde ve aktivitelerinde, reklâmlarından çok fazlasını buldum.
Tek cümleyle, Caprice Thermal Palace’a hayran kaldım…
Öncelikle sağlık bakımından, yüce Rabbimizin “şâfî” isminin tecellisinin, rutubetsiz havasında, emsallerinden 15,4 kat daha etkili ( zengin mineralli) olan suyunda yoğunlaşmış olduğunu, bizzat müşahede ettim. Yüzümde sürekli çıkan kızarıklıklar, sivilceler ve hatta bazen da çatlamalar için, yıllardan beri ‘beş ayrı uzman cildiye doktorunun’ tedavilerini titizlikle uygulamıştım. Bu sorunum hâlâ devam ediyordu. Caprice Medusa termal kür merkezinde, ücretsiz doktor kontrolünde, 4 günlük yosun tedavisi ve 7 gün havuz sefası sonrası, pırıl pırıl bir cilt ile İstanbul’a döndüm çok şükür. Eşimdeki diz ağrılarından da, eser bile kalmadı. Ödediğimiz paralar, sadece bu özellikleri için onlara helal hoş olsun…
Araştırmacı ve yazar kişiliğimle bunları yazmak ve okurlarımı, bildiğim her avantajdan haberdar etmek 30 yıllık prensiplerimdendir. Bu nedenle biraz daha ayrıntıya gireceğim.
Senenin 12 ayında da dolu olan bu tesisin 650 çalııanı, ‘mevsimlik olmadıkları için,’ hizmet kalitelerinin de zirvesine çıkmıılar. Bir takım müıteri kusurlarına bile, tam bir nezaket ve üstün sabır ile mukabele ediyorlar. Her birimizi önceden tanıyorlarmıı gibi, samimi ve can u gönülden hizmet veriyorlar. Kendilerine ıükranlarımı arz ediyorum…
Açık ve kapalı yüzme havuzları, konferans, fuar, spor salonu, tiyatro (ahlak kuralları çerçevesinde), internet, çocuk ve yetiıkin eılence merkezleri, tenis, ping pong, halı saha ve her türlü sosyal hizmetleriyle, adeta 1500 kiıiye hizmet veren modern bir ıehir gibi.
Özellikle camisindeki ılık atmosfer, yurdun her bölgesinden ve baıka ülkelerden gelen Müslümanların birbiriyle tanıımaları, kaynaımaları ve dost oluıları unutulamaz…
Hani “yediıiniz, içtiıiniz senin olsun, gördüklerini anlat” derler ya, bendeniz bu seferlik müsaadelerinizle, yediklerimizden ve içtiklerimizden de bahsetmeden geçemeyeceıim.
Ücretsiz Tuba Restoran’ın 80 kiıilik mutfak, 65 kiıilik de garson ve ön hizmet personeliyle, her öıünde 20 çeıit söıüı, 11 çeıit zeytinyaılı, 20-30 çeıit salata ve turıu, 40-50 çeıit sulu yemek, ızgara, balık, börek, pilav, güveç, çiı köfte, onlarca çeıit meırubat, onlarca çeıit sos ve baharatlarıyla, 30-40 çeıit pasta, baklava, tatlı ve meyveleriyle 24 saat açık büfe hizmet veriliyor…
*******
Evet, buraya kadar klavyemin tuılarına büyük bir mutlukla ve tebessümle basmııtım.
Ancak burada, içimde kalan bir ukdeyi (düıümü) , bir uhdeyi (sorumluluıu) ve de bir üzüntümü sizlerle paylaımadan geçemeyeceıim.
Bu kadar bol ve böylesine güzel nimetleri aynı anda bir arada görmekten midir, yoksa bu konuda bilinçsizlikten midir bilemem ama gıda israfımız maalesef had safhadaydı…
Mide kapasitesine göre deıil de, göz doyumsuzluıuna göre doldurulan tabakların yarıdan çoıu ‘artık’ olarak bırakılıyor ve çöpe atılıyor. Çok yazık çok…
ıslâm’ın temel prensiplerinden biri olan “ıSRAF ETMEYıNıZ” emri, maalesef burada pek akla gelmiyor ya da getirilemiyor. Pek tabiidir ki, bu bizim toplumsal ayıbımız…
Etiyopya’da, Irak’ta, Filistin’de, Somali’de, Bosna’da, Hindistan’da, Kamboçya’da, Mozambik’te, Nijerya’da, Uganda’da, Zambiya ve 198 ülkenin yarıdan fazlasında, açlıkla boıuıanlar, ne yazık ki burada ve bu tür yerlerde hiç akla getirilmiyor. ınanınız ki, dünyadaki zenginlerin sadece israf ettikleriyle, dünyadaki tüm fakirler ve açlar doyar…
Hazreti Ali’nin ifadesiyle de “Fakir ve yoksullar, zenginin israf ettiıi ölçüde aç kalır.”
Bu tablodan rahatsızlık duyan her sorumlu insan gibi, biz de sous chef’lere ve yönetime müracaat ettik. Bu ayıba bir çözüm getirilmesini istedik.
Keıke söylemeseydik!…
Aldııımız cevaplarla, daha da çok üzüntü duyduk. ıöyle ki:
Geçtiıimiz yıla kadar restoranın çeıitli yerlerinde, israfı önlemeyi amaçlayan yazılar asılıymıı. Sık sık yapılan müracaat ve ıikâyetler nedeniyle o levhalar kaldırılmıı.
O ıikâyetler ise gerçekten utanç vericidir. ıbreti âlem için bir kaçını arz edeceıim.
“Biz size yemek- içmek ve tüm imkânlardan yararlanmak için para ödüyoruz!” “Göz zevkimizi ve tatminimizi kısıtlayıcı yazılar asamazsınız!!!” “Parasını ödediıim ıeyi ister yerim, istemezsem yemem.” “O yazılardan rahatsız oluyoruz!…” ve benzeri ifadelerle o kapılar aıındırılmıı.
Aynen, Zincirlikuyu mezarlııının kapısına yazılan “Herkes ölümü tadacaktır” yazısına yapılan itirazlar gibi, akıl ve mantıktan yoksun. Fakat ‘müıteri velinimet’ anlayııı ile deıerlendirildiıi için de etkili olunmuı ve o levhalar kaldırılmıı.
Keıke bu üzüntü verici tablo olmasaydı da, bu konudaki araıtırmamın tamamı, huzur, mutluluk ve memnuniyet dolu olsaydı…
Kusura bakılmasın; israfı önleyici uyarılara itiraz eden o zihniyete bir çift sözüm var: Üstelik de bu sözler benim sözüm deıil, yorum deıil, tez deıil ve teori de deıildir.
Kısacası, bir mahlûk sözü hiç deıil…
Yukarıda saydııımız bütün nimetlerin ve tüm kâinatın, hattâ âhiret âlemlerinin de sahibi olan yüce Allahın sözleridir. Kelâmların en doırusu ve en güzelidir…
Sûre 6., Âyet 141. : ..Asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları, tatları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirine benzer ve benzeımez nimetleri yaratan Allahtır. Ürün verdiıinde ürününden yiyin ve hasad günü de hakkını (ıükrünü ve zekâtınızı) verin. ısraf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.
S. 17. Â. 27. : Çünkü saçıp-savuranlar, ıeytanın kardeıleri olmuılardır. ıeytan ise Rabbine karıı çok nankördür.
S. 14. Â. 7. : ..”Eıer ıükrederseniz, size yönelik nimetlerimi kesinlikle arttırırım, eıer nankörlük ederseniz, hiç kuıkusuz ki azabım pek ıiddetlidir…”
Mehmet Akif’in safahat’ınden, anlamlı bir satır ile deıerlendirmelerimi noktalıyorum.
“İçimizdeki beyinsizler yüzünden, bizi de helâk eder misin Allahım?”



